29 Aralık 2012 Cumartesi
Sahne dün onlarındı, yarın kimin?
Karanlık harflerden oluşan onca nida ile verdim insanların eline, puslu, karanlık bir havada, sabahın köründe, kanımı tenden ayıracak fermanı. Kalemden ayrılık kadar üzmedi alemden ayrılık . Doğrunun yolunda verilecek olsa da bu can, rahat olsa dahi vicdanım; ölüm korkusu titretiyor yine de, insanın gözünün bebeğini. "Vatanım için, ona hizmet için yaşarım!" dedim, doğrudur, arkasındayım da sözümün, ama bir gün bile "Ben bu vatan için ölürüm!" veyahut "Vatana canım feda!" demedim ki. Nedir yani bu topyekun vatanseverin, kanımla vatan sulama merakı? Hem hiç ağaç görülmüş müdür ki, kanla sulansın? Hangi toprak bu kadar acı ister? Hangi güneş aydınlatabilir artık bu kararmış toprakları? Hangi çiçek bu kan baharında utanmadan kırmızı açar artık? Ve hangi vatan, evlatları ölürken sağ olur? Ve lakin ben giderim, ama kanım toprağa akmaz! O kadar kara harf, gün olur söz, gün olur saz ile, nakış olur işlenir körpe, aydınlık beyinlere, ve ben yeniden filiz veririm çürümüş düzeninizde. Boğulurken ilkellik ile en medeni çağda siz, kalmamış iken vurulmamış baş, dövülmemiş diz, tam vaktinde, tam da olması gerektiği gibi, başları ezer, baş oluruz biz.
