5 Eylül 2012 Çarşamba
Yalnızlık (Hala)
Yıllardır arayıp duruyorum, onun burnu bunun kaşı, şunun kıçı diye kimseyi beğenmeyip durdum, sonunda ne olacaktı, kaldım kendimle başbaşa. Laz atasözünün de dediği gibi "Sevduğuni alamayisan alduğuni sevecesun." Halbu ki ben de bir lazım neden dinlemedim ki bu sözü. Acaba soysuz veya sütü bozuk muyum da ben atalarım diye bellediğim adamların sözünü dinlemedim de sürekli yalnızlık beni belledi.
Ya siz yukarıda yazan lafları alın ve rafa kaldırın, onlar laf salatası, yok öyle bir dünya.
Esas konu birini bulmak olmadı hiçbir zaman, esas konu bi yan bulmaktı her daim. Hani şu; olduğun zaman "Ne arıyorum lan ben burada?" demediğin yan. Kimse öyle bir yan açmıyor kolay kolay. Yan açmak da absürd oldu bir hayli ama kelime haznemden size bu çıktı.
Sırf özel birine yan olmak değil aslında bu yalnızlığın çözümü, herhangi biri ile yanyana olabilmek bile zorlaşıyor kafadaki yalnızlık büyüdükçe, çözümde gittikçe zorlaşıyor haliyle.
İnsanoğlunun sürekli anlatıp durduğu ve üzerinden nice ekmekler yediği şu yalnızlık var ya, hani şu hepimizin hissesine ortak olduğu borsa senetleri. Anlatamıyor ki hiçkimse başından geçeni tam anlamıyla, nedir nasıldır yalnızlık, deli gibi yaşıyoruz yalnızlığı ama tarifi yok. Hani birisi zihin okumayı başarıp kağıda dökebilse, alnındaki sivilceyi öpeceğim adamın, o derece.
Yalnızlık paylaşılmıyor da, dondurma gibi bir şey, birisi yalarsa başkası yalamıyor. "Yalnızlığımı paylaşır mısın?" diyemezsiniz, "Dondurmamı yalar mısın?" diyemeyeceğiniz gibi.
Bazen yalnızlık HIV gibi bir şey oluyor, sen ne kadar umut etsen de bir şeyler değişecek, kurtulacağım bu illetten diye, kimse senin yanına bile yaklaşmıyor.
Yalnızlık popüler de oldu bir dönem, herkes yalnızım dedi, en yalnız benim yarışı oldu, bir tek yalnız adam yalnızım diyemedi, yalnızların korkaklığı vardı onda. Bu popülist yalnızlara gel çay koydum içelim desen "Ice tea mi Nestea mi?" diye sorarlar da yalnıza yoldaş olmazlar o da ayrı.
Gelinen son nokta ise; yalnızlık bir karadelik olduğu için gittikçe büyüyor ve asla bitmiyor gibi geliyor insana. Anlatılmıyor işte, mecazı, göndermesi, metaforu, ne bileyim edatı tümleci yetmiyor Türkçe'nin, bu derdi anlatmaya. Kurtarın diye bağırmak mı gerekiyor dönüp insanların suratına ulu orta yerde.
Aynaya bakıp kendine iyi niyet dolu sözler sarfedeceğine, çık yarın bir insanın karşısına "Yalnızım, gel bir çay içelim, belki bir iki kelime konuşuruz bile!", diye teklif et, belki işe yarar, yararsa da bana haber et. Ben de yalnızım.
