18 Aralık 2011 Pazar

Amcalar

Başlangıç notu: Hayat ve hayatım üzerine geceler boyu düşünebilir, sayfalarca yazı yazabilir, kadehler boyu konuşabilirim. Uzun konuşmalardan sıkılmam, gevezelikten asla yorulmam. Küfrümü genelde kendime ederim, zaten diğer insanlara edilen küfürler ya iç tatminiyet veya dayak yeme sebebinden başka bir şey değildir, bir yapıcılığı olduğu da henüz görülmemiştir kanımca. Sonuç olarak bu yazı da kendime edilmiş bir küfür silsilesi olarak burada yerini almaktadır.

Ortalama bir hayatı sorgulayacağız şimdi. Dünya üzerinde bir insanın 90 yıl yaşadığını varsayalım, bu insanın son 30 yılı zaten beli bükük ve topluma hatta kendisine faydasız geçmektedir. Kaldı elmizde 60 yıl. Bunun da ilk 15 yılını çöpe atalım; ne de olsa kendi düşünceleri olmayan hatta beyninin varlığına henüz alışamamış birine pek insan diyemeyiz. Geriye kaldı 45. Günde bir insanın ortalama 8 saat uyudugunu düşünürsek; bu 45 yılın 15 yılı daha çöpe gider. 30'a düştü mü yıllarımız? Bu 30 ise 2 bölüme ayrılır; bir adet 10 yıl ve onun ardında kalan 20 yıl vardır. Çoğunluk ilk 10 yılda enerjik, sağlıklı ve henüz sadece kendisinden sorumlu olduğu için gayelerinin ve hayallerinin peşinden koşabilmektedir. Kalan 20 yılda ise çoğunluk kel, göbekli, iş yükü altında ezilen ve enerjisi azalmış bir sistem çarkına dönüştüğü için o yıllar tatil günleri dışında insanın yaşamına hiç bir şey katmaz diyebiliriz. İşte bundan dolayı hayatımızdaki en önemli kısım o 10 yıllık kısımdır. Dostum not defteri bu yıllar bizim ülkemizde ve dünyanın bir çok yerinde çok salakça yaşanmaktadır. Ben de o salaklardan biriyim belki. Gençlik denilen o güzel dönemin düşmanı çok. Ama esas düşmanı yaşlılar diye düşünüyorum. Gençlik, yaşlıların solucanlarla avlamaya çalıştığı küçük tatlı balıklara benziyor. Genç hafıza yönünden de balık bir tiptir zaten. Bu yaşlarda insan evladı düşünmeye başladığı için bunu her yaşlı fırsat olarak görüp kendi muhteşem yaşlılığını(!) yaşaması için genç balığı avlamaya çalışır. Avlar da genelde. İşte biz de bu balık nasıl ve ne yöntemler avlanır ona bakacağız. Bir göz atalım gençlerimizin yuttuğu bu güzel solucanlara ve amcalara şimdi:


 1- Din: Günümüzde insanlığın en azından yarısı bir dine sahip ve bu dinlerin hepsinin tanrı veya tanrılarca gönderilmiş(!) olduğuna inanılıyor dünyada. Ve bir dine mensup isen -seçimli veya genetik- bu dine karşı sorumlulukların vardır. Din insandan ibadet ister, insana yasaklar koyar ve senin hayatının yönetimine ortak olur. Ne yapar din bir insana? Din insana ilk başta beni unutma der, itaat et der ve bu itaat içinde o kadar korku barındırır ki hiç olmazsa seçimlerinin %30'undan sırf din yüzünden vazgeçersin. Din ibadet ister dedik; ibadet ettirirken zamanını alır din, paranı alır din, düşüncelerini alır. Din sana yasak koyar dedik; yaşamdaki zevklerini kısıtlar; çoğu din içkiyi yasaklar, çoğu din seviştirmez ve çoğu din intihar bile ettirtmez insana; benden kaçamazsın der. Peki senden o kadar şey isteyip sana o kadar yasak koyan bu solucan kendini nasıl sana lezzetli sunacaktır. Yaşlılar tabii ki bunu da düşünmüşler; bütün bu çileler yasaklar ve vazgeçişler sana büyük kurtuluşu müjdelemektedir en sonunda. Der ki; sana bu sahte(!) hayatı seni test etmek için verdik ki bu testi geçersen güzel bir gerçek hayat yaşayacaksın hem de sınırsız. Aynı bir çocuğa dondurma verip yemezsen daha güzel bir dondurma ve oyuncak alacağım sana demek gibi. O çocuk o dondurmayı yer, gözüyle gördüğü kişiye inanmaz, hatta inansa bile yer ki biz burada görmediğimiz bir şeyin bize koyduğu şarta biat etmek zorundayız? Sonuç olarak bu solucanı yutarsan gençliğin yani şu hayatta yaşayacağın en güzel 14 yılın gider. Zaten ondan sonra -iyi veya kötü ol- din seninle o kadar ilgilenmez, hedef senin gençliğindir. Bundan sonraki tek umudun solucanın doğru söylemiş olmasıdır.


 2- Siyaset: Siyaset; malum yalancılık sanatı, hemen hemen her insanın hakkında konuşurken keyif aldığı muhteşem olgu. Bunun amcaları din amcaları gibi farklı kutuplardadırlar yine ama bunlar bir yandan da birbirlerinden nefret ederler. Dinler arası hoşgörü olabilir ama siyasi görüşler arası hoşgörü görülmüş bir şey değildir. Buradaki amcaları din amcalarının aksine sınıflamak gerekir.
Konuya devrimci amcalarla başlayalım. Bu amcaların solucanlarının lezzetli kısmı sana bir şey vaat etmez, senin soyuna vaat eder. Der ki sana sen bu çileyi çek güzel günler göreceğiz evlat, senin evladın mutlu yarınlarda yaşayacak. Yani çok güzel bir hayat satar sana. Ve sana direkt olarak çile çekmekten bahseder. Saf gencimiz buna tav olur ve tabi muhalif olmanın verdiği güzel his de buna tav olmasında fazladan bir etkendir. Bu amcalar sana eylem yaptırır, özgürlük arattırır, hükümete, devlete sövdürtür, değerlerini sorgulattırır ve sonuçta senden eminsiz, şüpheci ve binevi saf karşıt bir insan çıkarır. Bu karşıtlık gençlik boyunca sürer ve gencimizin gençliği gidince kendisi bir köşeye çekilmelidir artık, hem günümüz dünyası o şekilde yaşamını sürdürtmez gencimize çarka dahil eder eski gencimizi, hem de amcalar yeni aktif ve enerjik gençler istemektedir bu gencimizin devri geçmiştir.
2. amcalarımız milliyetçi amcalardır. Bu amcalarımızın solucanları biraz bel altı vurmayı sever. Kendi ırkımızın en iyi ırk olduğunu, bize karşı düşmanlıklar besleyen iç ve dış mihrakların olduğunu sürekli empoze eder gencimizin beynine ve onu kin, nefret dolu bir adet vatansevere(!) dönüştürür ki bu vatansever yer yer vatanı için kavga eder, savaşır hatta silah bile kullanabilir. Gerekirse hapse girer gerekirse gözünü kırpmadan ölüme yürür. Düşünmez ki gencimiz milliyetçilik ayrımcılıktan başka bir şey değildir, sırf bir ülkede doğdun diye oralı veya şuralı olmazsın, bir ihtimal sahip olduğun şeyin doğru veya yanlış olduğu, en iyisi olduğu son derece muallakken bunu kan ile can ile muhafaza etmeye çalışmak aptallıktır. Bunları düşünmeden harcar gençliğini gencimiz. Bu amcalarımız da gençliği sömürdükten sonra seni bi köşeye çeker, inzivanı isterler. Zira onlara sokakta dövüşecek, gerekirse vuracak, vurulacak ve ölecek genç yeni neferler lazımdır çünkü.
3. amcalarımız ise din ile siyaseti harman edip önümüze sunanlardır. En pisleri de bunlardır. Bu amcalar dini vecibelerin yerine getirilmesinin taraftarı olsalar da o kadar da ilgilenmezler o konularla. Bu yer yer onları din solucanı kullanan amcalarla karşı karşıya bile getirir zaman zaman. Zaten bu amcalar da din amaç değil tamamen araçtır. Milliyetçi amcalara benzer şekilde bunlar da dinin korunmasını isterler gençten. Bu uğur da genç toplumdan soyutlanıp farklı bir dünya yaşayabilir, gizli gizli köşelerde kendisi gibi olan gençlerle toplanıp naralar atar belki. Ne yaptığını bilmemiz imkansız belki de. Bu genç dünyanın çeşitli ülkelerinde çeşitli dinler uğruna ölüme bile gönderilebilir. Ölür gencimiz ama her dinde şehitlik vardır, bu amcaların solucanı da budur işte, hak yolunda ölmek derler buna ve en yüce mertebedir diğer(?) dünyada. Uğurlar ola genç.


 3- Para: Bu maddenin amcaları yoktur, tek başına çalışır solucan da kendisidir amca da, vaatleri çoktur ama diğerleri gibi uzun vadede etmez vaatlerini anında cevap verir çalışmalarına gencimizin. Bu amcamızın gence ulaşma serüveni çok farklı yönlerden olabilir. Daha doğrusu buradaki durum tersine işler burada gencimiz amcaya ulaşmak için çabalar, bu kadar da çekicidir bu amca. Amcanın sahibi gencin anası babası olabilir, bir kumar şirketi olabilir, bir kötü adam olabilir, çeşitli işler karşılığında veya gencimizin gayri ihtiyari yollardan ulaştığı ve tanımadığı kişiler olabilir, hatta gencimiz amcayı çalabilir. Tüm bu yollar gencimizi amcaya ulaştırır çünkü amcamız sıcakkanlıdır ve der ki bana bir ulaş ben bütün bu dünyayı önüne sereyim. Gencimiz gençliğini amca peşinde koşarak geçirir; sağlığı gider, haysiyeti gider, zamanı gider, ahlağı gider ama bunların hiçbiri sorun değildir çünkü gencimiz amcadan hissesine düşen vaadi aynı anda, beklemeksizin alabilmektedir. Diğer amcalardan farklı olarak bu amca ile gencin pis serüveni yaşlandıkça da devam edebilir ama amca ile tanışmaları her zaman gençliğin salaklığındandır.


4- Aşk: Bu amcamızın adı da vardır;Eros. Kendisi pis bi kişidir. İnsanı gençken yakalar genelde fakat gencimizin ömrünü kaç yıl, nerede, nasıl, ne halde çürüteceği belirsizdir. Kendisinin bir vaadi de yoktur diyebiliriz; bu amcamız belki bi mutluluk vaadedebilir, onu da ömür boyu etmez, en azından bu ömürde etmez belki başka bir hayatta. Süründürür genelde ve geçliğini elinden alınca bir daha ya hiç uğramaz ya da belki bir çaya gelir tavla atar gencimiz bununla. Kendisi akıllarda bir boşa zaman kaybı veya ah çekiş olarak yer eder gençlikten sonra gelen yıllarda.


Yukarıda saydığımız değişik yöntemlerle günümüzde çoğu insan gençlik dediğimiz o 10 yılı heba etmektedir ve büyük bir kısmı da bunu bilmeden veya istemeden yapmaktadır. Ki bunların dışında da bir sürü neden vardır elbet ama en çok gözönünde olanlar bunlar. Sonuçta Olan geçen zamana ve onu aptal yollarda harcayan gencimizin gençliğine olur. Ve sonuç olarak bu olanların esas sebebi sadece eski gençlerin yeni gençleri kıskanmasıdır ve aynı çilekeşliği, aynı zavallılığı yeni gençlerin de yaşamasını isterler. Genelde de başarılı olurlar, devran da böyle sürer gider. Hiç bir genç demez ki aga bu nedir, biz ne yapıyoruz. Çünkü gencimiz bir hedefi olduğuna inandırılmış ve sanki yaşayacağı başka bir sürü hayatlar da varmış gibi şu an elinde olanı şuursuzca harcamaya yöneltilmiştir. Gencimize akıl fikir diler, gözlerinden öperim.