30 Ocak 2013 Çarşamba

Kıvranış


-Elini uzat! Elini uzat diyorum bana! 
-Uzatamıyorum, yapamıyorum işte! Ne olur, ne olur kurtar beni! 
-Kurtaracağım, inan bana, bugün olmasa da bir gün kurtaracağım. 
Bir rüyanın bu kadar saçma olabileceğini Tekin bile hayal edemezdi, bu rüyaları görmeye başlamadan önce. Her gece yüzü belirsiz bir kadın, bir binanın tepesinde, hayata tek elle tutunup, düşmemek için uğraşıyor, Tekin de itfaiyeci kimliğiyle onu kurtarmaya çalışıyordu. Son 3 rüyadır kadını kurtaramıyor, ilk rüyanın sonunu da hatırlamıyordu Tekin. Özel güçleri filan olan birisi değil kahramanımız Tekin, kadınlarla da arası o kadar iyi değil, hatta itfaiyeci bile değil. Bu yüzden rüyadaki adam kendisi mi değil mi onu tam da kestiremiyordu. Baba tarafından Yozgatlı ve ailesinin tek çocuğuydu. 2,5 yıl üniversite okuduktan sonra aylak aylak büyük şehirde takılıyor, parası bitince barlarda çalışıp karnını doyuruyordu. O kadar sıradandı ki hayatı, yaşadığı hiçbir ayrıntı bu rüyalar kadar heyecan katmıyordu hayatına. İşte yine bu rüyalardan biri ile uyanmıştı gecenin bir vakti. 
-3'te uyanan insan ne yapar ya? Kurtul be kadın, kurtul da rahat bırak beni! 
Yorganı üzerinden atıp yataktan kalktı, düz basık koridoru geçip, dış kapının hemen yanındaki banyoya girdi, elini yüzünü yıkadı ve kafasını kaldırdı, karşısında, aynada yine kendisi vardı. Aptal gibi gözüküyordu. Bir aptal nasıl gözükür tam bilemese de aynadaki kişi tam bir aptal olmalıydı. Saçları kadar siyah olan gözleri çökmüş, altlarına mor halkalar eklenmişti, sakalları da uzamış pespaye bir görünüm vermişti suratıma. Yüzünü havluyla kurulayıp banyodan çıkmak için kafasını geri çevirdiğinde evinden neden nefret ettiğini tekrar hatırladı, kafasını yine, gösterişsiz, neden var olduğunu bile bilmediği o eski avizeye vurmuştu. 
-Ben senin duyunu sikeyim e mi? 
Evinden tam anlamıyla nefret ediyordu. Gerçi evi değil evleri desek daha doğru olur. Öğrenci evleri gibi 2 kişi yaşıyorlardı evde. Ev arkadaşı Hasan geceleri barda çalışıyor gündüzleri de eve gelip uyuyordu. Bu da Tekin'in işine geliyordu, sanki tek yaşıyor gibiydi evde. banyodan odasına geçip üzerini giyindi, farkında olmadan. Alışkanlık olsa gerek bu giyinme işi, yoksa her uyanışında niye giyinsin ki insanlar? Nasıl alıştığın bir insandan kolay kolay vazgeçemiyorsan uyanınca da pantolon giymekten vazgeçemiyorsun. Giyinmiş fakat ne yapacağını bilmiyordu. Eve, neredeyse yarısı boş olan eve göz gezdirdi, hiçbir şey yoktu evde; izlenecek tv, dinlenecek radyo, okunacak kitap, içilecek kahve, duyulacak sıkıntı, edilecek muhabbet bile kalmamıştı evde. Evden iyice sıkıldıktan sonra, içten ve yerine tam oturan bir küfür edip dışarı çıktı, sokak sokak dolaşmak için. Apartmanın kapısını kapatıp bir kaç adım attıktan sonra, 360 derece dönüp etrafına bir baktı, "Neredeyim ben?" der gibi. Nasıl bir yerde yaşıyordu böyle, sokaklar, caddeler, meydanlar bu kadar sıkıcı olmamalıydı. Her yer dümdüzdü. Bir tane bile çıkıntı yok, kaldırımlar bile dümdüz. Tekin'in hayatından daha düz bir şey varsa o da bu kaldırımlardı zaten. Kaldırımların ve sokakların düz olması yetmezmiş gibi, birbirlerine de, tam bir simetri hastasının elinden çıkmış gibi bağlıydılar, yani yine dümdüz. Saat gecenin 3.40'ı. Tekin sokaklara bakıyordu, yapacak daha iyi bir işi de yoktu hani, zaten bir işi de yoktu. Hayaller kurmaya başlamıştı artık, sniper olup önündeki uzun sokağın bu başından diğer başındaki fötr şapkalı adamı vurduğunu veya sokakları bu kadar düzgün ayıranın kendisi olduğunu, adeta bir Musa edasıyla asası ile sokakları birbirinden parça parça ayırdığını hayal ediyordu. Aslında zeki bir insandı Tekin, yoksa hiçbir aptal bu kadar düz bir yerde oturup böyle hayaller kuramazdı. Tekin bu hayal dünyasıyla Konya'da bile eğlenebilirdi, normal insanların aksine. Etrafa bakmaktan sıkıldığında eski kot montunun cebine elini attı, uzun Winston paketini çıkarıp içinden bir dal aldı. Sigarayı yaktığında çıkan, o çıtır çıtır yanan kağıt ve tütünün sesini duyabiliyordu. Bu en sevdiği anlardan biriydi, sokaklardan insanların çekilip bütün şehri Tekin'e emanet ettikleri an. Elinde sigarası, rahat kafası ile bekçi gibi dolanıyordu sokaklarda. Bu şehir gündüzleri diğer, normal insanlara, geceleri ise Tekin'e emanetti sanki. Şehir kıymetliydi ve korunmalıydı. Kadın erkeğin namusu ise atalarımıza göre, şehir de belediyenin namusu olmalı idi. Alaycı bir gülüş ile kendini küçümsedi bir an Tekin, o kim şehri korumak kimdi? 
-Kötü adamlar korksun, yenilmez kahraman geliyor! 
Sokak ortasında nida atmak hoşuna gidiyordu, böyle, özgüveninin düştüğü anlarda. O da egosunu böyle tatmin ediyordu. Pek eşi dostu veya tanıdığı yoktu, onlara anlatamazdı, onların önünde övemezdi kendini. İnsan tanımadığı insana pek caka satamıyor, zaten hiç kimsede tanımadığı insanı altına alıp, üzerinde egemenliğini kurmuyor, kuramıyordu şu sıralar. Tekin'in üstüne çıkabileceği bir arkadaşı yoktu işte. İnternetten de pek anlamıyordu, anlasaydı zaten, şu an herkesin peşinden koştuğu, siyasi veya kültürel akımların yönünü belirleyen bir fenomen olabilirdi ülke çapında. Gel gör ki, ne ülke ne şehir ne de sokak çapında bir şey olamadı Tekin. Orada burada döndü durdu kendi çapında, her hangi bir dengeyi sarsmaksızın hem de. İnsan, insansa eğer, bir dengeye etki etmeli, onu sağlamalı veya yok etmeli. Ama Tekin ne eşitliğin ne de eşitsizliğin sebebi olmadan göçüp gitmeye meyilli gibiydi. Çoğu insan düşünür "Ben neden varım?" veya "Ne yaptım bu dünyada?" diye. Aslında çoğu insanında elle tutulur yaptığı bir şey yoktur, dünya için, insanlık için, ama, bazen bir minibüsün kalkması için gereken yolcu sayısını tamamlar bir insan, ve bu da yeter belki dengeyi sarsmaya; sağlamaya veya yok etmeye. Kim bilir, o minibüsle 2080 yılında başbakan olacak adamın babası, 2080 yılında başbakan olacak adamın annesi ile ilk buluşmasına gidecektir, ve de minibüsün hemen gitmesi gerekmektedir. Ve de nedense hep de böyledir bu denge, hep erkek yetişmek zorundadır, kadın beklemez, doğacak olan adam başbakan olacak olsa bile, bir kadın beklemez.Tekin için ise durum farklı yine. Tekin o minibüse binse, sayı 7 ise 7+Tekin de yine 7 eder ve Tekin yine etkisiz eleman olarak görevini yapmış olur, toplamadaki sıfır, çarpmadaki bir gibi yaşar gider kahramanımız. Gece, sabah doğacak güneş için ortamı hazırlamaya devam ederken, Tekin sokaklarda salak salak yürüyüp zıplamaya devam ediyordu, ta ki yolun kenarındaki köpek havlayana kadar. Bakımlı, tüyleri en fazla birkaç gün önce taranmış gözüken, kumral, mavi gözlü bir köpekti. İnsan korkunca gözleri daha mı iyi görüyor nedir, pür dikkat köpeği incelemişti iki saniyede Tekin. Kilosunu, bacak kaslarının ne kadar sağlam olduğunu filan anlayabilmişti iki saniyede. Bir daha baktı köpeğe, ölçüp biçmeye başladı, bundan önce de köpeklerle karşılaşmış ve hatta yarışmıştı, yenilmişti ama yapacak bir şey gelmiyordu aklına, yine yarışmak dışında. Elini kaldırdı, başlangıç için havalı tabancayı ateşledi ve fırladı bir sprinter gibi. Köpeğin 5 boy fark ile önünde idi yarışın ilk bölümlerinde. Köpek antrenmanlı olmalı ki gittikçe yaklaşıyor, Tekin de gittikçe takatten kesiliyordu. Tekin önde köpek arkada koşa koşa denize ulaştıklarında Tekin sert bir şekilde sola dönüp resmen köpeği taklaya getirmişti. Yalpalayan köpek sola dönüşü alamamış, yuvarlanarak denize düşmüştü. Yüzmesi iyiydi Allah'tan, bu, cinsini anlamadığı, ama her halinden bakımlı ve evcil olduğu belli olan bu köpeğin. Acaba hangi, suratındaki mimikleri estetikten, ten rengi fondötenden, yaşı vücudunu gerdirmekten belli olmayan sosyetik ablamızın köpeğiydi bu? Tekinde hiç estetik yoktu, doğallıktan yanaydı o, hem öyle olmasa ne olurdu ki, cebinde estetik yaptıracak parası mı vardı? Bir de Tekin anlam veremiyordu, insanlar artık neden çocuk yapmıyor veya evlat edinmiyor da kedi-köpek alıyorlardı. Yanlış anlaşılmasın, Tekin aslında hayvan sever bir insandır, hatta kürk giyen bir kokoşa küfretmişliği, ve bu yüzden korumalarından dayak yemişliği bile vardır. Düşündükçe sinirleniyordu. Mesela bir insan neden Tekin'i evlat edinmiyor da bir kedi alıyordu evine. Tekin kendi uysallığından gayet emindi halbuki, hatırlamasa bile aşılarının tam olduğundan da emin gibiydi, hem daha önce ne bir kimseyi ısırmış ne de kimsenin yüzünü tırmalamıştı. Aklından bunları geçiren evcil Tekin, tekrar dönüp köpeğe baktı. 
-Benden daha iyi yüzüyor pezevenk. 
İki mutluluğu bir arada yaşıyordu adeta, köpek tarafından ısırılmadığı gibi, suya düşen köpeğe de bir şey olmamış ve suda keyifle yüzüyordu. İnsanlar, çocuğu olacağı haberi ile maaş zammı haberini beraber alıp çifte mutluluk diye sevinirken, Tekin bu iki habere seviniyordu. Tekin'in bu iki mutluluğu normal insana pek yakışmıyor, iğreti duruyordu. Köpeğin yaşadığını görüp rahatlayınca denize  doğru gidip dalgaların çarptığı sete oturdu. Dalmış köpeği izlemeye başlamıştı, bir ara sırt üstü denize yatmaya bile çalıştı pezevenk. Koşmak onu çok yormuştu, uzun zamandır böyle koşmamış olmalıydı. Ayaklarını denize, ellerini gemiye sallıyordu, içi biraz huzurla dolmaya başlamıştı, derken sol ayak bileğine dokunan bir el ile irkildi, utanmasa yerinden zıplayacaktı neredeyse. Küçükken annesi-babası, Fransız mürebbiyeler ile çok edepli yetiştirmişti Tekin'i, en olmaz anda bile saygısından taviz vermez, çevresini rahatsız etmezdi. İşte, o el bileğine yapıştığında bile ne bağırdı, ne de yerinden zıpladı, insanlar rahatsız olmasın diye, gecenin bu vakti. Kafasını eğdiğinde, bir eliyle duvarı diğer eliyle tekinin bacağını tutan kadını gördü. 
-Neden kurtarmıyorsun beni yavşak, kahraman değil misin sen? 
-Yaa yaaaşeyyy, ben daha yeniyim ama, stajyer kahraman gibi bir şey yani. Söz veriyorum ama, diplomamı alınca ilk sizi kurtaracağım. 
-Siktirtme diplomanı da elimi tut, yukarı çek beni. 
-Tamam efendim. 
Hafif bir yardımla, kadın Tekin'in yanına oturdu. Zayıf, yüz kemikleri belli olan, uzun, siyah saçlı, neredeyse sıradan, ama ilginçtir ki güzel bir kadındı. Aslında tam evlenilecek kadındı. Sarışınlar aptal, kızıllar İrlandalı, kumrallar kıvanç, şişmanlar bütçeye zarardı, yani bu kadın, diğer kadınları elediğimizde tam evlenilecek kadındı. Evleneceği, ömrünü ona adayacağı insanı bulduğunu düşünmeye başladı Tekin. Ama bir ey yapması lazımdı, ve yine, nedendir bilinmez, kadın-erkek ilişkisinde, hangi safhada olursa olsun hep erkek bir şey yapmak zorundaydı. Bunun farkına varan Tekin elini cebine atıp, küçük bir olta çıkardı, biraz uzatıp oltanın ucuna misinayı, onun ucuna da, orada kazıp, yerden çıkardığı solucanı taktı. Oltasını bismillah deyip, denize salladı demeye kalmadan olta gerildi, biraz zorlandı Tekin çekerken oltayı ama nihayet oltanın ucu yüzeye çıktı, misinanın ucuna baktı, bir ton balığı vardı misinanın ucunda, içinden ya sabır çekip misinayı çıkarıp balığı saldı ve tekrar bismillah deyip salladı oltasını. 5 dakika kadar olmuştu, kadın hiçbir şey demeden denizi, Tekin de sus pus kadını izliyordu. Buna Tekin'in amansız yalnızlığı mı, abazalığı mı, yoksa kadının karşı koyulmaz cazibesi mi denir bilinmez ama kadını öpmek istedi Tekin birden, yanağından, elinden filan da değil ama, direkt dudaklarından, soluk kırmızı, rujsuz, mat dudaklarından öpmek istedi. Kadın bir şey demezdi her halde buna. Hem şu sıralar insanlar eskisi kadar çok öpüşmüyorlar, hele Tekin hiç öpüşmüyordu. Bu gidişe birisi dur demeliydi, ve bu neden Tekin olmasındı. Oltayı bir yere sabitledi, sol elini kadının sağ yanağına, sağ elini kadının sol yanağına yerleştirdi, kadının elmacık kemikleri avuçlarının içine tam oturuyordu, kafasını hafifçe sola yatırdı ve kadın ile kendi dudaklarını birleştirdi, bir-iki saniye afallayan kadın kendine geldi ve o da Tekin'e ayak uydurmaya başladı. Birbirlerinin dudaklarını ısırıp dilleriyle cilveleşiyor, çirkin ıslak sesler çıkarıyorlardı, kadın ve Tekin. Bu romantik olduğu kadar ilginç durum devam ederken birden olta gerildi, Tekin gözünü açtı, kadın geri çekildi ve ona bakıp gülümsemeye başladı. 
-Çeksene lan oltayı, belki karnımız doyar.  
Oltaya asıldı Tekinama gelen hafif bir şeydi, belli oluyorduAslında istediğineemeline ulaşmıştı TekinMisina deniz yüzeyinde gözüktü ve işte misinanın ucunda sallanıyordu; o küçükgöz alıcıharikulade istiridyeMisinadan eline aldı istiridyeyikabuğunu açıp içindeki inciyi eline aldı ve çelimsiz kadına döndüNetti her kelimesi 
-Benimle evlenir misin 
Bu kadar hızlı gelişen olay kadını aptala çeviriştiduraksadı ve biraz düşündükalabalığı sevmiyorbu yüzden gündüzleri dışarı çıkmıyorduçıksa ididiğer insanlarla da tanışıponlardan biriyle de evlenebilirdiGeceleri de sokakta sadece Tekin oluyordu zaten. Hem Tekin köpekleri öldürmeyen ve onlardan daha hızlı koşan birisiydiBunların hiçbiri olmasa bile, Tekin artık kadının kurtarıcı kahramanıydı. 
-Düşündüm, ve zannedersem senden daha iyi birisi yok hayatımdaTamamdırevlenebiliriz. 
-YaşasııınnheeeeyyyyyTamamEvet. 
Kadın inciyi cebine atıp Tekin'in elini tuttuBir erkek bir kadının her yerine dokunabilirve bu dokunmalarda keyif alabilirancak hiçbir dokunuş bir kadın ve erkeğin ellerinin kavuşmasındaki dokunmanın tadını veremezdi herhalde. Kadın ve Tekin, saniyelik bir öpüşmenin ardından ayağa kalktılar ve eve doğru yola koyuldular. Eve geldiklerinde Tekin utangaç bir tavırla evi toparlamaya çalıştı ama istediği kadar toplasıni bu ev bir kadına layık olamayacak kadar çirkin ve kişiliksizdiTekin'in düştüğü bu komik ve bir o kadar acınası durumu ayakta durup izleyen Kadın Tekin'i fakir olduğu icin yadırgadıTekin de onu sonradan görme olduğu içinAslında Tekin, kadının önce veya sonrasını bilmiyordu ama yadırgaması gerektiğini biliyorduYaşadığı toplumda bir kadını yadırgamak için her hangi bir gerekçeye ihtiyaç yoktu çünkükadın olması bile yeterliydi bazenBir süre ayakta durup birbirlerini süzdükten sonraTekin kadının elini tutup yatak odasına doğru sürükledi onuÇırılçıplak kalana kadar soyunup beraber yatağa geçtilerBir kadın ve erkeğin çıplak bir şekilde yatağa girebilmeleri içinhatta sadece beraber yatağa girebilmeleri için ziynet eşyası takmaları gereken bir dünyada yaşıyorlardıYatakta suratları birbirine dönükuzanmış birbirlerini izliyorlardıÇıplaktılar ama sevişmedilerikisi de biliyordu ki tanışmadan sevişilmezdiİnsan tanımadığıtanışmadığı birini altına veya üstüne almıyor alamıyordu. Hem sevişmek için nedense sevmeler yetmiyor bir de beraber zaman geçirmeleri gerekiyorduÖmür bu kadar kısa iken herkesin birbirinden en kıymetlisiniyani zamanı istemesiyse apayrı bir ironiydi.Sıkılan Tekin uykuya daldı, o uyurken sıkılan kadın ise onu izlemeye başladıSaatler geçiyordu ki aynı bu sahne ile, Tekin birden mırıldandı. 
-Kurtaracağım demiştimdegil mi? 
Bu sözleri duyan kadınsaince, mat, soluk dudaklarını uzatıp Tekin'in dudaklarına bir buse kondurdu ve ince bir seslefısıltıyla cevap verdi uyuyan bir insana. 
-Söylemiştin kahramanım.