3 Haziran 2012 Pazar
Neden
Çirkiniz diye bir şeyler paylaşabilsek bazen, güzelliğimizden, güzelliklerden değil de çirkinliğimizden konuşabilsek bir gün, bir günümüzü çirkinliğe adasak ne kadar güzel olurduk, bilemezsin. Sen benim suratımdan bahsetsen, ben senin bacaklarından. Ağzımız dilimiz çirkinlik dolsa, küfür eder gibi doya doya çirkinleşsek. Dudaklarının çirkinliği tad verse kulaklarıma, dudaklarıma, akıtsan içinden gelen kötüleri; iyileri kendine saklayıp, salyalara boğsan, salyalarla boğsan beni. Boğsan ya sen beni! O kadar doydum ki güzelliğine, bir çirkinlik yap, boğ beni. O kadar muhtacım ki nefesimi kesmene, senden gelen saflığa, saf kötülüğe. Ödenmiyor yaptığım hiçbir kötülüğün, çirkinliğin bedeli, ödeşilemiyor iyilerle; onlardan birisi olmadığın sürece. Ne ben ne de senden olur bir kalıp iyi, güzel, ben öleyim bi' koşu, ardımdan da sen gel. Belki hala, düşündükçe cazip geliyor düşüncesi; sevmenin, sevişmenin; ıslak, sıcak ve yapışkan, ter damlası kadar pis ve çirkin. Sevsen ya sen beni! Öyle sıradan, öyle yalınayak sevsen beni, üzerimde gezinsen. Hissetsem seni, batsan bana, içimde gibi, nefesimi kessen, eğilip, büzdüğün çirkin dudaklarınla öpsen, boğsan ya beni sevgiden. Mor ve salyalı, kötü ve zayıf, çirkin bir ölü olsam. Öldürsen ya sen beni! Sonra, bir an durup düşünsen, "Neden çirkiniz, neden?"