Bir insanın sahtesi olmak nasıldır bilir misiniz siz? Öyle yalan bir insan olmak
değil bu, taklitçilik filan da değil. Kurulan dünyaların değil de, kurgulanan
hayallerin kurşun askeri olmak bu. Öyle bir sahtelik ki bu; aynadaki yansımanıza
güveniniz kalmıyor.
Hani kanamasam canlı olduğumu hissetmeyecegim, o derece.
Bir insanın yalanı olmak nedir bilir misiniz siz? Her yalanının içinde varolmak,
gerçeğe dönüş vakti geldiğinde ortada kalmak, dımdızlak. Sarıldığınız beden
bazen ten değil de plastik hissi verdi mi size hiç? Özlemediniz mi siz de bazen
adam gibi sarılmaları? Eriyecekken bir derin nefeste, nefesiniz kesilmedi mi
sizin de yalandan örülü bir kafeste? Yaşamadınız mı ha, hiç yaşamadınız mı
sahteliği, o vakur, o kendine has üslubu olan ezikliği? Öyle içine kapanık ve
kırılgan ama güçlü görünen ruh hallerini yaşamadınız mı? Sevmediniz mi bazen
elmayı, o sizi sevmeyecek olsa da? Sarılmadınız mı hiç, umut dünyasında bile var
olamayana? Değil mi hepimizin en yakını gece sabahlara kadar sarıldığı yorganı?
En çok ağladığımızı gören, yaşımızı silen yastıklarımız değil mi? Kimi, neden
kandırıyoruz o zaman, niye bu hayaller? Baktıkça etrafınıza, baktıkça pus içinde
aynalarınıza iğrenmiyor musunuz bu sahtelikten? O kadar sahtesiniz ki, hayal
kurmaktan korkar oldum. O kadar sahteyim ki kendime bile sarılamıyorum; aslında
yokum diye. Yok isem neden korkayım ki ben? Siz hiç düşündünüz mü sahte olmak
neden korkutur diye? Ben söyleyeyim; insan ne yazık ki her şeyden önce
hayallerini satar diye.