6 Şubat 2012 Pazartesi
Ben Olmuşum Televizyon
TRT'de yeni bir dizi başladı 2 haftadır; "seksenler" isimli, sevimli, sempatik, samimi, bazen bayik bazen melankolik, bazen bizden, bazen de sizden güzel bir dizi. Dizi güzel, iyi hoş da, dizinin insanın aklına getirdiği düşünceler, resmen beynimin her yerine televizyonun yıllarca tecavuz ettiği gerçeğini suratima yüzsüz bir şekilde vuruyor. O kadar ki yaşadığım zamanın, kim olduğumun bilincini kaybediyorum bazen. Dizide -sağolsun düşünmüşler- dekor olsun, giyim-kuşam olsun, müzikler olsun her sey zamanına ve mekanına uygun yapılmış, yapılmış da ben neden oradayım, her karesinde neden ben varım. İşte burada, bizim, en azından bi' kısmımızın trajikomik hikayesi başlıyor. Ben yaşım nedeniyle seksenlere pek tanık olmamış bir insanım, yani 90lara bayılırım, 90'ları özlerim, seksenlere de fazla tanışmadığımızdan mütevellit uzaktan bir selam veririm ancak. Diye düşünmekteydim, en azından diziyi izleyene kadar. İzledikce anladım ki ben seksenler çocuğuymuşum. Televizyonum yokmuş benim, bisiklet büyük bir lütufmuş bana, bilgisayar kelimesi icat olunmamış benim çocukluğumda, hükümet diye asker görmüşüm ben, yabancı dilim Fransızca'ymış, sinemalar yazlık, açık hava, şehirler küçük ve birbirinden çok uzakmış meğersem. Her şey bilmediğim beni bana, bilmediğimiz bizi bize anlatıyor. 90'ların, yani televizyon neslinin tam anlamıyla içinde bir televizyon oluştuğunun kanıtı olmuş dizi. İzledikçe anlıyorum ki çalan sarkı, mutfaktaki dolap, saçtaki limon, pantolondaki İspanyol paça bendenmiş, benimmiş ya. İnsan yaşamadığı bir dönemi nasıl bu kadar benimseyebilir, nasıl 2000'lerden daha çok tanır, adam gibi kendini bile bilmediği yılları. Televizyonlarda seksenlerin dizi, film, belgesellerini izleye izleye seksenlerin belki öz evlatları olamasak da, üvey evlatları olmuşuz hepimiz. Belki şarkı lugatımda şimdikilerden daha cok seksenler var, belki Serdar Ortaç şarkısından daha fazla Gülden Karaböcek şarkısı biliyorum farkında olmasam da. Ben ne canlı ne de gece tv kapanırken necefli maşrafa gormedim arkadaşım, ama neden televizyonda bi' yerde TRT necefli maşrafası görünce sanki bizim salon masasındaki vazoymuş gibi benimsiyorum o maşrafayı, neden gece televizyon yayını kesip "Kapat beni!" emrini verecek diye korkuyorum. Hiç geniş-uzun yaka gömlek giymedim ama ver bana o gömleği, çocukluktan kalma bir hatıraya özlemle sarılır gibi giyer, onu benden almak isteyeni de bir güzel döverim. Seksenler universitesinde okumadım ki ben, neden siyasi görüşlerden konuşulurken rengimi belli etmemeye calışıyorum. Sağ-sol birbirini vurmuyor ki artık -en azından göz önünde- neden ben sağ veya solcuyum demekten korkuyorum. 90'larda polisler siyasi inzibatlık yapmıyordu, ya da 2000'lerde karakollarda toplu işkenceler ve ölümler olmuyor ki, ben neden polise tu kaka gözüyle bakıp, polis görünce düşmanımı görmüş gibi yolumu degiştirmesem bile 2 adım sağa kayıyorum. Bu ülkede artık darbe olmuyor, Kenan Evren benim için beceriksiz, bunak bir ressam olmalıyken ben neden onun elinde fırça değil de celladın kılıcını görüyorum. Sahi, kim Kenan Evren, onu bile bilemem konu derinleştikce, zaten hiç cellat da görmedim ben. 90'lar güzeldi, giyime-kuşama kimse karışmazdı -mahalle dışında- her türlü müzik dinlemek serbestti,-ki bunlar hala aynı- ama nedense ben yolda yeşil parkalı görünce, radyoda Çav Bella çalınca ne düşüneceğimi de, ne yapacağımı şaşırıyorum, tırsıyorum, resmen huzurum kaçıyor. Her 10 yıl, kendisinden onceki 10 yılın mirasını alıyor herhalde, 90 model gençler şimdilerde eşi-dostuyla, karşı cinsiyle ne güzel konuşuyor, kendisini, sevgisini, aşkını anlatıyor. Bizde durum öyle mi, aşkı ilan etmek bir yana dursun, iki kelimeyi yanyana getirme sıkıntılarını aşabilmiş değiliz, kurtulamamışız dilimizdeki kelepçelerden. Sanki seksenler susturulunca biz de susturulmuş sayıldık. Velhasıl kelam için için tüplü televizyon kokuyoruz. Kabarık gri dokundukça ufaktan cızırdayan siyah-beyaz ekranlarımız var, net yayına, Star TV'ye hiçbir zaman kavuşamadık biz, hepimizin evinde çocukken uydu vardı belki ama biz yayını hep antenle takip ettik. Kalın, sert, kaba-saba insanlar olduk korkudan, kibarlaşsak da bazen pek incelemedik. Hala icimizde bir korku var, bir zaman gelir de necefli maşrafa belirir aniden ekranımızda, ve yayını keser duduklu bir bekçi diye.
