6 Ocak 2012 Cuma
Pesimist ne demek?
Yine merhaba ey güzeller gü... neyse işte merhaba, methiyeler yazmaktan sıkıldım ben sana. Duymadığın onca methiyeyi yazsam neye yarar, dudağının kenarında hafif bir aralığa bile meylettirmeyecekken seni. Güzelliğini onca kitapta onca şairin, yazarın yazdıklarıyla zaten yeterince anlatabiliriz, bir de benim yazmama hiç gerek yok. Eveeeet, bu sana yazdığım 668. gün, bi' o kadar gün de sen bunları okumadın. Harbi ya bir gün gelip okusaydın severdin belki beni, sevmesen de en azından gülerdin belki, gülümsetirdim belki seni. Ha bu arada saydığımdan değil günleri, aklıma gelen 2. sayı 668 oldu nedense. Ben de 2. plan bi' insan olduğum icin genelde, herseyde ikinciyi seçerim. Ne diyorduk? İşte yine okumayacağın bir yazıya daha hoşgeldin diyorduk. Adın bile geçmiyor ama ruhunla şeref verdin hep, bir görsen kaç yazıda ilham perisiydin, koltukların kabarırdı vallaha. Oturup bir ufak rakı açar kendinle övünür, anlatırdın eşe dosta "Ben neymişim?" diyerek. Tabi yaptığın iş iş olsa bi'şey demem, sadece durdun bi' köşede, ben de uzun uzun sana baktım, her seferinde zorladım anlatmaya ama senin kağıda dökülmen, benim seni yazmam, çizmem bu kadar gün aldı, ki en az bi' bu kadar daha alır herhalde. Tasvirini yapmak zor senin, kimsin, necisin inan ben de bilmiyorum, bazen insanlığından bile şüpheye düşüyorum. Böyle zamanlarda sana çok isim taktım ben; büyük kısmı bitki ve hayvan adları idi, duysan sen de çok severdin eminim ama hiç gerçek ismini zikretmedim, gerçi bence sen de pek gerçek değildin zaten. Ufo gibi bir şeysin, uydurulmuş bir sürü adın var ama sen yoksun. Hatta o kadar yoksun ki inan yolda görsem tanımam belki seni, omuzlarımız birbirine sürter, ben yola devam ederim. Arkamdan küfretme boşuna, dönüp bakmam bile, korkarım belki seninle kavga ederim diye. Sen küfür eder misin ya? Bak ben bunu hiç düşünmedim, seni o kadar narin hayal ettim ki ben sana bir ağız bile çizemedim hiç, açıldığında kötülükler salarsın üstüme diye. Tabi benim sana bol küfür etmişligim var, uzun gecelerde. Gece demişken; insan garip bir yaratık, sığınıp karanlığın gölgesine, koyuyor hüznünü çantasına, saydır babam saydır, sıkıyorsa gündüz yap diyesim geliyor ama demiyorum, en azından kendimi biliyorum. Oofff lafı çok gereksiz yerlere çektim yine. Hep ben konuştum bak, hiç senden bahsetmedik. Gerçi bizimki hep iki kişilik bir monologdu, ve ben sana da replikler yazar, ikimizin repliklerini de sırayla okurdum. İnanır mısın kafamda o kadar imkansızdın ki; kendi yazdığım replikte bile sana kavuşamıyordum. Kendimden öylesine utanıyorum ki anlatılmaz. Kaplumbağa gibiyim, ne yaşarsam içeride kalıyor, zerre sana dokunmuyor. Aaah! Senden bahsetcektik, bak yine lafa daldım. Duyduğuma göre evlenmişsin, hayırlı olsun, yuvan yıkılsın e mi? İnsan en azından bir haber verir. Mutlu musun diye hiç sormayacağım, başkalarının mutluluğundan hep nefret etmişimdir ben. Onların mutluluğu benim kahır gemimin rüzgarı olmuştur hep. Mutlu insan gördüm mü kaçarım ben genelde. 2. el mutsuzluklardansa oldum olası keyif almışımdır. Sahilde oturup, sigara yakıp poz vermişliğim yok ama hep sevmişimdir hüzünbazlığı. Muhtemelen senin mutluluğunu da bir kadehin dibinde ezerken suratına üfleyeceğim mutsuzluğun kasvetli ve leş gibi kokan dumanını, ve ümit edeceğim dudaklarımdaki zehirden payına düşeni almak için peşimden gelişini. Bak gördün mü yine yaptım. Bir hayal dünyası ve sadece ikimiz vardık ve ben yine "bizi" kavuşturamadım. Küçükken de legoları beceremezdim ben, küçük parçaları birleştirmede beceriksizim biraz. Senin küçük gözlerini gözlerime bi' yerleştirebilseydim; üzerine koskocaman bi' dünya kurmak işten bile değildi benim için. Gözlerin demişken, hala simsiyahlar mı onlar? Hala kısık kısık mı? En azından benim hayallerimde öyleler, bırak öyle kalsınlar. Beni ararsan, ki artık ara, bak kaç gün olmuş, yerim yurdum belli, çaldır hatta, ben seni geri ararım. Eşine de selamlar, tez zamanda geberir inşallah. İyi günler diler, gözlerinden öperim. Hadi eyvallah.